Arşiv

Archive for the ‘Avrupa Birliği’ Category

Attila İlhan Röportajı

Mayıs 9, 2008 Yorum yapın

28 Nisan 2005 — ‘Yöneten’ sıfatını kullanan Attilâ İlhan, fikir babası olduğu projenin bu kitabını bir ‘önsöz’ ile başlatıyor. Derleme, Bilgi Yayınevi’nin Bir Millet Uyanıyor Dizisi’nden çıkan ilk kitap olma niteliğini taşıyor.


Yasemin Arpa: Sayın İlhan konuşmamızı kitabın adından içeriğine doğru bir yolculuk yaparak sürdürmeyi düşünmüştüm. Kitabın adından başlayalım. Devamını oku…

Fransızların sözde "Kürdistan Haritası"

Mayıs 9, 2008 Yorum yapın

Paris- Kürdistan haritası Fransa’da hükümete bağlı dokümantasyon merkezi, ansiklopedik bilgilerin bulunduğu Quid.fr, üniversiteler, gazeteler ve çeşitli internet sitelerinde ortaya çıktı. Kürtlerin harita üzerinde tarihi ve kültür paylaşım siteleri de yer aldı. Dailymotion paylaşım sitesinde Kürtler ve Kürdistan harita üzerinde anlatılıyor. Kürdistan’ın aşağı yukarı Fransa büyüklüğünde olduğunu belirten videoda Kürtlerin, Arap, Türk ve Fars olmadığı ve MED’lerden geldiği kaydediliyor. Kürtlerin devletsiz olduğundan bahsedilirken ilginç bir örnek veriliyor. Filistinlilerin 4 milyon, buna karşın Kürtlerin 30 milyonu aşkın olduğu vurgulanıyor. Ayrıca Selahaddin Eyyübi’den de videoda bahsedilirken, Mustafa Kemal Atatürk’ün Kürtlere ihanet ettiği ifade ediliyor. Türkiye’deki her beş kişiden birinin Kürt olduğunun altını çizen video, dil ve kültür yasağı ile Kürtlerin dağ Türkü olarak inkar edildiğini söylüyor. PKK terör örgütü, Halepçe katliamı, Irak, İran ve Suriye Kürtlerinin de anlatıldığı videoda Türkiye’nin Kürtleri sadece askeri olarak verdiği cevapla tanıdığına vurgu yapılıyor. 07.Mayıs.2008

Haber Gazete

TÜRKİYE’Yİ AVRUPA BİRLİĞİNE ALMAZLAR

Ocak 27, 2007 Yorum yapın


Türkiye’nin AB’ye girme konusundaki ısrarını anlayamadığını ifade eden Türk dostu İsviçreli Profesör Finger, tarihi uyarılarda bulundu.


Prof. Dr. Finger kimdir?

İsviçre’nin Lozan kentindeki, Lozan Üniversitesi’nin İktisadi İdari Bilimler Akademisi Dekanı… İsviçre’nin ünlü bir antropologu olan annesinin görevi dolasıyla çocukluğundan bu yana sık sık Türkiye’ye gelip giden Prof. Dr.Finger’in yardımcısı da ” Dr.Selin N. Şenocak “ isimli bir Türk.Jeopolitik öneme sahip Türkiye’nin AB’ye girmeden ‘bağımsız’ olarak kalması gerektiğini vurgulayan Lozan Üniversitesi Dekanı Prof. Matthias Finger, “Bakın bir tarafta AB, diğer tarafta Asya var. Türkiye, AB’nin içine girip kaybolmak mı istiyor?” dedi.

ÖzelleŞtİrmenİn Türkiye için yol açacağı tehlikelere de dikkat çeken Prof. Finger, şöyle konuştu: Stratejik önem taşıyan bazı kurumların özelleştirilmesi boyunduruk altına girmek olur ki, bunun sonucu Türk kimliğinin kaybedilmesine kadar varabilir.

Şaşkınlık içindeyim
Prof. Finger, üyeliğin Türkiye için tehlikelerini anlatıp, “AB’de ne işiniz var?” diye sordu.“Türk dostu” olarak tanınan Lozan Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Akademisi Dekanı Prof. Dr. Matthıas Finger bile şaşırdı:

Neden AB diye ısrar ediyorlar anlamıyorum!
Bazı kurumların özelleştirilmesi boyunduruk altına girmek olur ki, bunun sonucu Türk kimliğinin kaybedilmesine kadar varabilir. AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var, Türkiye’nin AB’ye değil. Çünkü Türkiye her şeyiyle kendi kendine yeten bir ülke. AB’ye girmeniz çıkarınıza olmaz. Ne sizi birliğe almak istiyorlar, ne de başka mecralara kaymanızı… Oyalama taktiği güdüp geleceğin büyük gücünü şimdiden parçalamak istiyorlar..

Türkiye’nin AB’ye altenatif olabilecek projeleri neler olabilir size göre?
Bakın bir tarafta AB, diğer tarafta Asya var. Türkiye Jeopolitik olarak önemli bir yerdedir. AB’nin içine girip kaybolmak mı istiyorsunuz? Türkiye’nin bence AB’ye girmeden ‘bağımsız’ olarak kalması ve öncelikle Asya ile özellikle Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerini güçlendirimesi lazım. Türkiye kararlı politikalar izlerse büyük bir aktör olabilir. Örneğin doğalgaz ve petrol sıkıntısı çeken Avrupa ile, enerji kaynakları açısından zengin olan Orta Asya arasında köprü görevi yapabilir. Kararsız politilarla oyalandıkça Türkiye kaybeder. Türkiye’nin AB’ye girmesi de Asya ve Avrupa arasındaki güç dengesini Avrupa lehine çevirebilir.

Dengeler değişir

AB zaten Türkiye’ye az bile olsa bir ışık yakıyorsa, Rusya’ya göz kırpıyorsa, Asya ekonomisinin sessiz ve derinden büyümesinden çekindiği içindir. Aynı zamanda Avrupa, Türkiye’nin Asya ve Rusya ile birlikte bölgede yeni bir güç oluşturmasından korkuyor, ve bu nedenle oyalama taktiği uyguluyor. Ne içine almak istiyor, ne de başka mecralara kaymasını; dayatmalarını yapıp oyalama taktiği güdüyor. Sizi Asya’dan koparmak ve gelecekte oluşacak olan bir gücü şimdiden parçalamak istiyorlar. Ne sizi birliğe almak istiyorlar, ne de başka mecralara kaymanızı… Oyalama taktiği güdüp geleceğin büyük gücünü şimdiden parçalamak istiyorlar.
Bir dizi temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye gelen Lozan Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Akademisi Dekanı Prof. Dr. Matthias Finger ile Ankara’nın özelleştirme politikalarını ve AB sürecini konuştuk. Özelleştirmenin Türkiye’nin geleceği için bir tehlike oluşturacağını, toprak bütünlüğümüzün tehlikeye gireceğini belirten Prof. Dr. Finger, Türkiye’nin AB’ye girme çabalarının boşuna olduğunu ifade etti. Fınger, AB’nin de kendi değerleri ile birlikte Hıristiyan geleneklerinin olduğuna değinerek Müslüman bir ülke olarak asla Türkiye’yi aralarına almayacaklarını söyledi.
Türkiye’de stratejik önem taşıyan kurumlar özelleştirilmektedir. Son olarak da TPAO’nun özelleştirilmesi gündemde. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle devletin stratejik yönden önem taşıyan, haberleşme, su, elektrik, rafineri, gibi kurumlar özelleştirilmemeli, özelleştirilecekse bile bazı kriterler gözönünde bulundurularak özelleştirilmeli. Mesala özelleştirme yapıldıktan sonra bir rekabet ortamı doğacak mı ve rekabet oranı ne olacak? Bence özelleştirmenin de bir limitinin olması gerekir. Hizmetin devamlılığı bakımından bazı kurumların kamunun elinde kalması gerekir. Devlet, bu hizmetlerin garantörüdür. Örneğin bir su şirketi yaptığı dağıtımda belirli bölgelere öncelik tanıyabilir, bazı bölgeleri ihmal edebilir. Bir haksızlığa sebebiyet verebilir. Bu adaleti ve eşit dağıtımı ancak devlet sağlayabilir. Örneğin Fransa ve Almanya, elektrik ve suyun idaresini stratejik açıdan önemli gördüğü için kurumlarını özelleştirmeye yanaşmıyor. Stratejik öneme sahip, elektrik, doğalgaz, haberleşme, su gibi kurumlarına başkalarını ortak yapabilir, ancak tamamen elden çıkarılması durumunda kontrol elden kaçar. Bazı kurumların özelleştirilmesi boyunduruk altına girmek olur ki, bunun sonucu Türk kimliğinin kaybedilmesine kadar varabilir.

Özelleştirme bir ülkeyi nasıl bölebilir ki?
Doğal ve tabii kaynakların hiç bir zaman özelleştirilmemesi gerekir. Bunlar o ülkenin, o vatanın insanlarının malıdırlar.
Bu kaynakları yabancı birine sattığınızda bunu nasıl kullanacağını kontrol altına alamayabilirsiniz Bu da ülkenizin ekonomik açıdan güç kaybetmesine, yıpranmasına neden olabilir. Burada Rusya örneğini vermek istiyorum. Rusya hiç bir kurumunu özelleştirmeye yanaşmıyor. Bunları uluslararası platformda bir silah olarak kullanıyor.
esela Moskova geçtiğimiz günlerde doğalgaz vanasını kapatınca Avrupa ile kriz yaşandı. Neden? Çünkü güç Rusya’nın elindeydi. Rusya kendi kuralını koymuştu. Ve biliyorlardı ki doğalgazı özelleştirdiklerinde Rusya’nın gücü de elinden alınmış olacaktı. Diğer bir tehlikede şudur ki; böyle bir stratejik önem taşıyan kurum özelleştirildiğinde bunu satın alan şirket istediği fiyatı koyar. Ve devlete şantaj yapabilir. ’Ben bunu işlettiğim için istediğim fiyatı koyarım’ diyebilir. Buda bir yabancı şirketin boyunduruğu altına girmekten başka bir şey değildir. Bu stratejik kurumların üzerinde bir yetkiniz ve gücünüz kalmadığında, pek bir şeyiniz de kalmamış demektir. Özelleştirme ancak %20 civarında olmalıdır.

Arjantin gibi aynı durum yaşanır.
Ancak şu anda Türkiye’nin Dünya Bankası’na ve IMF’ye milyarlarca dolar borcu bulunmaktadır. Türkiye’nin bu durumda geleceği ne olur? Bir Arjantin örneğini yaşar mı?
Kesinlikle aynı durum yaşanır. Bir devlet ne kadar borçlanırsa o kadar çok şantaj hedefi haline gelir. Devlete söz geçirebilmek için bazı özel kanunlar çıkartılır ve bazı kişilere tavizler verilir. Borcunuza karşılık doğal kaynaklarınızın satılması istenir. Çünkü burada önemli olan zaten bu doğal kaynaklardır. Suyunuz ve petrolünüz ön plana çıkar. Bir devleti zaten ayakta tutan bunlardır. Türkiye’nin AB’ye değil , AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var.
Türkiye’ye AB yolunda sürekli bir takım dayatmalar yapılmaktadır. Ancak son zamanlarda AB’nin de kendi arasında sorunlar yaşadığını görüyoruz. Diğer taraftan Türkiye AB’nin peşinde koşuyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bütün Avrupa ülkelerini bir kenara bırakarak Türkiye’nin İsviçre’yi örnek alması gerekir. Çünkü İsviçre AB’ye girmedi; ancak ikili anlaşmalar yaptı. Yapılan bu anlaşmaları da kendi lehine çevirdi ve aslında İsviçre işin içinden kârlı çıktı. Türkiye’nin de aynı şeyi yapması gerekir. Türkiye, AB’nin peşinden koşup onun birliğine girmektense -istiyorsa- karşılıklı ikili anlaşmalarla ekonomik bir çıkar sağlamalı ve boyunduruk altına girmemelidir. Benim anlamadığım şu, aslında AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var, Türkiye’nin AB’ye değil. Ben Türk siyasetçilerini anlayamıyorum. Çünkü Türkiye her şeyiyle kendi kendine yeten bir ülke. Türkiye’nin AB’ye girmesi çıkarına olamaz.

Müslüman bir ülkeyi aralarına almazlar
Ancak başta Başbakan olmak üzere diğer Bakanlar da Türkiye’de ekonominin iyiye doğru gittiğini söylemektedirler…
Her şey özelleştirildiğinde, bütün kamu kurumları satıldığında devletin kasasına belli bir miktar para girdiğinde sevinebilirsiniz. Ancak bu size sadece belli bir dönem rahatlama getirebilir. Sıcak para bir sirkülasyon sağlayabilir.
Ancak özelleştirmeden gelen para zaten IMF ve Dünya Bankası’na aktarılıyor, bu gerçek de halktan gizleniyor. Gidişatın iyi olduğunu gösteren bugünkü rakamların etkisi geçici olacaktır. Bugün yapılan istatistikler ekonomik durumu iyi gösteriyor olabilir ama, önemli olan kırsal kesimlerle şehirler arasında yapılan istatistiklerin ortaya koyduğu verilerdir. Belli şehirlerde yapılan istatistikler asla gerçeği yansıtmaz. Bir ulusal araştırma yapıldığında gerçekler zaten ortaya çıkar. Özelleştirmeler yapıldığında gelen paralar nerelere yatırılıyor? Bu paralar acaba bazı çevrelere mi, tarıma mı, iş çevrelerine mi, sanayiye mi yatırılıyor….Rakamlar başka ancak gerçekler başkadır.

Uzun vadede de olsa AB Türkiye’yi kabul eder mi?
Türkiye’nin AB’ye girme çabaları boşuna. Çünkü AB’nin kendi değerleri var. Gelenekleri, Hıristiyan bir kimliği var…AB’de laik bir kesim de vardır, aynı Türkiye’de, laikliği savunanlarla Müslüman değerleri savunanlar olduğu gibi. Ama AB’de esas olan, baskın olan ideolojik yapı Hıristiyanlık üzerine kuruludur. Bundan dolayı zaten Türkiye’nin AB’ye girmesi mümkün değildir. Türkiye bir Müslüman ülke olduğundan aralarına almazlar. Bugün AB üyesi ülkelerin zaten kendi aralarında iç sorunları vardır. Bugün AB bir iç çatışma yaşayan bir sözde birliktir. Birbirlerini zaten sevmemektedirler. Bir Katolik-Ortodoks çatışması yaşanıyor. Bir de buna Müslüman unsurun eklendiğini düşünürsek sonucun ne olacağı zaten ortaya çıkar. Bir tarafta aşırı dinci kesimin yanında laik kesim de var. Bir problem yaşanmaktadır. Problemler içinde olan bir AB, yeni bir problem olarak Türkiye’yi aralarına almayı elbette ki istemez.

AB’nin isteklerini sineye çekemeyiz
KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Rauf Denktaş, önceki gün Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile Lefkoşa’daki çalışma ofisinde görüştü. Denktaş, kabulde yaptığı konuşmada, Başbuğ’un, Türkiye’nin bu çok çetin günlerinde KKTC’ye zaman ayırıp gelmesinin Kıbrıs Türkleri için büyük bir moral kaynağı olduğunu söyledi. Denktaş, AB’nin Türkiye’yi, eli kanlı, terörist bir idareyi, meşru hükümet olarak tanımaya zorlamasını sineye çekemediklerini ve anlayamadıklarını vurguladı.

 

Categories: Avrupa Birliği

AVRUPA BİRLİĞİNİN NESİNE KARŞIYIM?

Ocak 4, 2007 Yorum yapın

1) AB ile yapılan ve Türkiye”yi bir sömürge durumuna düşüren, “iktisadi, siyasi, hukuki, tek yanlı anlaşmalar yüzünden” AB”ye karşıyım. Çünkü bu anlaşmalar demokratik, uygar ve egemenliğin millette olduğu bir devletin değil, “ancak bir sömürge toprağının işbirlikçi yönetimlerinin yapabileceği anlaşmalardır”.
2) AB ile kurulan tek yanlı düzenin, Türkiye”yi yıllardır sömürmekte oluşuna karşıyım. Bu tek yanlı düzen yüzünden yerli sanayi çöküyor; çiftçi bir uydu durumuna sokuluyor; bankalar, iletişim, ulaştırma, doğal kaynaklar yabancı tekellerin eline geçiyor. Bu durumu yaratan AB”ye karşıyım.
3) AB ile kurulan ilişkilerin, “Türkiye”nin tüm dünya ülkeleri ile olan ticari ilişkilerini sınırladığı ve ipotek altına aldığı için” AB”ye karşıyım.
4) AB”nin Türkiye”yi ” sıfır maliyetle kendisine bağlayıp” , bekleme odasında iğfal ettiği için ona karşıyım.
5) Türkiye”yi tam üye yapıyormuş gibi kandırarak, “adım adım özel statüye doğru götürmesine karşıyım”
6) Kürdistan, Ermenistan ve Patrikhane projeleri ile Türkiye”yi yavaş yavaş bölme politikalarını izlediği için AB”ye karşıyım. PKK ve Öcalan ”a sistemli verdiği destek; hukuk skandalları ile mahkemelerinin aldıkları kararlar, “Türkiye”yi adeta bir düşman gibi ilan etmelerine yol açtı” . Bunun için AB”ye karşıyım.
7) İşçi haklarının, memura grev hakkının yerine sadece bölücü ve bireyci haklara yöneldiği için AB”ye karşıyım.
8) İktisadi, hukuki, siyasi ve dini sorunlarda, “AB”nin sürekli olarak çifte standart uygulamasına karşıyım” .
9) AB”nin Atatürk ve Atatürkçü düşünceye karşı olmasına karşıyım.
10) AB”nin içine kapanarak ,”onlar ve ben diye ayrım politikaları izlemesine karşıyım” .
11) “Türkiye”de milletin egemenliği yerine, piyasanın egemenliğini dayatmak istemesine ve sosyal devleti ortadan kaldırmasına” karşıyım.
12) Türkiye”de, “emperyalizmin maşaları olan işbirlikçilere destek vermesine” karşıyım.
13) AB”ye, işçilerimi işsiz bırakan bir sömürge düzeni yaratmaya çalıştığı için karşıyım.
14) AB”nin “işbirlikçi İslamcı siyasilerle birlikte çalışarak” Lozan”ı ve Atatürkçü değerleri yıkmak istemesine karşıyım.
15) “TSK”yi bir düşman gibi görerek, İslamcı ve diğer işbirlikçilerle ona saldırmalarına karşıyım.” (*)
Ben, AB ile ilişkilerimizde bütün bu anormalliklere karşıyım.
Sonuçta, AB”nin Türkiye”yi yeniden sömürgeleştirmek istemesine karşıyım. Avrupa Parlamentosu”nun 1994”ten itibaren Türkiye”ye ilişkin kararları alt alta konulup okunduğunda; 17 Aralık 2004 ve 6 Ekim 2005 belgelerinin yanına Gümrük Birliği yükümlülüğünü getiren 6 Mart 1995 belgesi konulduğunda; 6 Mart 1995”ten bugüne kadar geçen sürede Türkiye-AB ilişkilerinin olumsuz sonuçları iktisadi, siyasi, hukuki ve kültürel boyutlarıyla net olarak görülmüş olur. Bu gerçeği aklı başında olan hiç kimse yadsıyamaz.

(Karşı)lar neden artıyor?
Ben AB”ye neden karşı olduğumu tek tek saydım. Bunları yıllardır söyledim ve yazdım. Aıtık bıçak kemiğe dayandı; halk görüyor, kimi iş çevreleri artık konuşuyor. Sağduyu sahibi yazarlar köşelerinde yazıyor. Meclis”tekilerin söyleyemediklerini asker söylemek zorunda kalıyor.
- İşçi, AB yüzünden işsiz kaldığını; köylü, Batı tekellerinin dayatmalarının kendisini zora soktuğunu artık anladı.
- Tekstil, ilaç, demir-çelik, mobilya ve daha birçok sektör “yaşadıkları haksız rekabete” isyan etmeye başladılar. AB ile imzalanan tek yanlı anlaşmaların sonuçları ile yüzleşmeye başladılar.
Soru şu; halkın büyük çoğunluğunun gördüğü ve yaşadığını Meclis, hükümet ve siyasal partiler ne zaman görecek? Ne zaman kendi milletinin Meclisi, hükümeti ve partisi olacaklar?
- Ya da ulus, “göstermenin yolunu ve yönetimi” öyle ya da böyle bulacak…
(*) Avrupa”nın Askerle Kavgası, Truva Yay. 2006
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali

Erol Manisalı

Categories: Avrupa Birliği
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.