SONER YALÇIN’A “EFENDİ”Yİ KİM YAZDIRDI?
SONER YALÇIN’A “EFENDİ”Yİ KİM YAZDIRDI?
Soner Yalçın hakkında büyük bir iddia ortaya atıldı. Aydınlık Dergisi 25 Şubat 2007 tarih ve 1023 numaralı sayısında “Soner Yalçın’a Efendi kitabını Mit yazdırdı.” Doğu Perinçek ve Soner Yalçın arasında soğuk yeller estiği biliniyordu. Aydınlık dergisinin haberinde Binbaşı Cem Ersever’in katlinden Cem Ersever sorumlu tutuluyordu. Aydınlık dergisinin haberinin Soner yalçın’la ilgili bu haberini okuyunca tüylerim diken diken oldu. Haberi yayınlamak için bekledim. Eski dava arkadaşlarının yurtseverlerin birbirine girmesi oldukça can sıkıcı bir durum.
Aydınlık dergisi İsmail Cem’in Sebatayist olduğunu , Cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini yazmıştı. Yalçın Küçük Tekelistan kitabında “Derviş -Makovski komplosunu çözdüğünü,İsmail Cem’in Başbakan olmasını engellediği”yazmıştı.
Aydınlık Dergisinin haberini aynen yaınlıyorum
Gaziantep’in Sam köyünden Ali Savcı, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e şöyle diyor: “Ben bu kitabı okudum, kendi kendimden şüphe etmeye başladım!” “Efendi’nin hedefi de buydu zaten: Milletin bilincini bulandırmak. Soner Yalçın da kitabı şöyle özetlememiş miydi:
Birinci baskısı 2004 Nisanı’nda yapılan “Efendi- Beyaz Türklerin Büyük Sırrı” başlıklı kitap MİT tarafından oluşturuldu ve Soner Yalçın’a verildi. Kitap, Aydınlık’a ulaşan bilgiye göre, Yalçın’dan önce dört gazeteciye daha teklif edildi, ancak onlar “Efendi”nin altına imza atmayı reddettiler. Reddeden gazetecilerden biri Tuncay Özkan. (Tuncay Özkan bu suçlamayı Kanaltürk’ de yalanladı)
Soner Yalçın ise balıklama atladı.“Efendi”, yayıncı Doğan Grubu’nun olanaklarıyla piyasaya sürüldü. Üç yıl sonra, geçen ay yapılan 72. baskıyla kitap sayısı 148 bine çıktı. Geçen Temmuz’da da Efendi-2 piyasaya sürüldü.
SONER YALÇININ İKİ ÖZELLİĞİ
Soner Yalçın’ın 2000’e Doğru ve Aydınlık’taki çalışma sürecinde mesai arkadaşlarının dikkatini çeken iki özelliği var. Birincisi İngilizce bilmediği halde konuşmasının aralarına sık sık Ingilizce kelimeler sıkıştırması. İkincisi ise çok daha vahim bir kişilik problemi: Soner Yalçın, bilgi alabilmek için arkadaşlarını başkalarına kötülemeyi meşru sayıyor. Böylece kendisini Aydınlıkçılıktan da ayırmış oluyor. Bu huyu eleştirildiğinde de şu yanıtı veriyor: “Ben gazeteciyim, haber alabilmek için bunu yaparım.”
NE ZAMAN KONTROL ALTINA GİRDİ
Soner Yalçın’ın kontrol altına girdiği dönem de net. Olayın öyküsü şöyle: Aydınlık’ın günlük gazete olarak çıktığı dönem. Tansu Çiller Başbakan, Gazetenin dağıtımı engelleniyoı paketleri açılmadan kalıyor ve öylece iade muamele rüyor. Bu engellemenin Çi MGK’dan kaynaklandığı Aydınlık’a ulaşıyor ve olayı araştırma görevi de Soner Yalçın’a yor. Soner Yalçın dönemin Genel Sekreteri Orgeneral Ahmet Çörekçi’yle hemşehri olduk bu vesileyle kendisine ulaşabileceğini söylüyor.
Aydınlık bu arada eline haberi de yapıyor ve MGK’da herhangi bir yalanlama gelmiyor. Bu süreçte Soner Yalçın, 1994′te larında Çörekçi’yle Ankara dışında hafta sonunda özel bir röportaj gerçekleştiriyor. Aydınlık’taki çalışma arkadaşalrı, “Soner Yalçın o görüşme sonra temelli değişti” diye anlatıyorlar.
KARADAYI ALEYHİNE YAPTIĞI KAPAK HABERİ
Soner Yalçın’ın Aydınlık’ta kritik haberi 1994’te gazete haftalığa döndükten sonra. Kapaktan verilen haberin başlığı: “Özal’ın Ordudaki halefi Karadayı”. Yalçın’ın Aydınlık’a yaptırdığı bu provokatif haberin konusu olan Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, gerçekte Türk Silahlı Kuvvetleri’ni 12 Eylül sürecinden çıkartan ve asli görevi olan içte ve dışta vatan savunması çizgisine oturtan komutanların başında geliyor.
Soner Yalçın’ın getirdiği yalan bilgiyle yapılan habere göre Karadayı Türk-İslam sentezci! Bu sıfat sonradan 28 Şubat sürecinin Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı için kullanılıyor. Soner Yalçın kitaplarını da işte böyle yazıyor!
AYDINLIK’TA MİSTER KOMPLO, SONER YALÇIN’DA BAY PİPO
Soner Yalçın’ın “Efendi”den önce stajını tamamladığı eseri “Bay Pipo”. Konusu, MİT eski müsteşarlarından Hiram Abas. Abas’ın Soner Yalçın’ın gazeteciliğe girdiği Aydınlık çevresindeki adı “Mister Komplo”. Ama Soner Yalçın’ın kitabında “Mister Komplo” oluyor “Bay Pipo”! Soner Yalçın’ın kitabına göre, Hiram Abas, CIA’nın MİT’e soktuğu başından beri ABD’nin hizmetinde bulunan biri değil; romantik fakat aşırılıkları olan, meslekten bir istihbaratçı
Soner Yalçın, “Efendi”yle yetinmedi “Efendi 2”yi de çıkardı. Bu kitap da aynı tema üzerinden gidiyor. Bu kez alt başlığı “Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı”. Kitap tarikatların tepesindeki isimleri konu ediyor. İddia yine aynı: Hepsi Sabetayist. Ama ilginç bir durum var. Kitaba göre Sebatayist olmayan bir tek Fetullah Gülen.
Aydınlık, “Efendi” kitabının sponsorluğunun İshak Alaton tarafından yapıldığı, Yahudi cemaatinin diğer önemli isimleri tarafından da desteklendiğini yazmıştı. Alaton, kitaba malzeme olan bilgilerin bulunmasında da rol aldı. Yahudi cemaatinin önemli ismi Alaton. TESEV Vakfı’nın da önem
ii isimlerinden. TESEV Vakfı ise, geçen yıl “Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim” raporuyla gündeme gelmişti. Rapor’da açıkça Türk Ordusu hedef alınıyor, Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmasının nasıl önleneceği tartışılıyordu.
Yan tarafta gördüğünüz fotoğrafta, Alaton-Karen Fogg’la yine bir TESEV etkinliğinde birlikteler. Karen Fogg kim? “AB Türkiye Temsilcisi” sıfatıyla Türkiye’de ajan faaliyeti yürütmüş bir “diplomat”! Aydınlık, 2002 yılında foyasını ortaya çıkarınca, Fogg ülkemiz terk etmek zorunda kaldı. Ancak Türkiye’de bulunduğu yıllar boyunca, başta medya içindekiler olmak üzere irticacı, bölücü güçlerle ve bazı sendikalarla sıkı ilişkiler kurup, onları kışkırtmıştı.
ASKERİ İSTİHBARAT: SONER YALÇIN, MİKDAT ALPAY EKİBİNDEN
Askeri İstihbarat’ın 2000 yılında hazırladığı gazeteciler raporunda Soner Yalçın’ın adı da geçiyor ve isminin karşısında bağlı bulunduğu kurum şöyle yazılıyor: (Mikdat Alpay ekibinden).
MİT içindeki CIA’cı klik ile yazılı ve görsel basın arasındaki ilişkileri konu alan ve Milli Güvenlik Kurulu’na sunulan raporda önemli saptamalarda bulunuluyor. İstihbarat birimlerinin basın içinde gazeteci sıfatıyla yer almasının Kemalist Cumhuriyet Devrim ilkeleriyle bağdaşmayacağı vurgulanıyor. Raporda, “Ülke ve dünya gerçeklerini yansıtmayan, çıkar odakları ile siyasal-ekonomik güç dengeleri arasında sıkışıp kalan, istihbarat kadrolarının yer aldığı bir yapılanma sonucu, Türk basını onurunu yitirmiştir” deniyor.
“MİT-MEDYA İLİŞKİSİNE SON VERİLMELİDİR”
Askeri İstihbarat Raporu’nda, gazetecilerle ilgili raporun neden hazırlandığı şöyle ifade edliyor: “Gazetecilik mesleğini, meslek ilkeleri ve onuruna yakışır hale getirmek öncelikle gazetecilerin olmalıdır. Ancak, ulusal güvenlik sorunu haline gelen medyanın yapılanması ve Kemalist Cumhuriyet Devrimlerinin korunabilme Türkiye Cumhuriyeti ulusal güvenliğinin korunabilmesi önemlidir.
“Negatif gelişmelerin ulusal çıkarları zedelemesine ve kamu vicdanında yaralar açmasına fırsat verilmeksizin, istihbarat örgütü ile ulusal medya arasındaki eski gün geçtikçe daha da dejenere olarak dal budak salıp kontrolü dahi olanaksız hale gelen ilişkiye son verilmelidir.
CEM ERSEVER’İN KATLEDİLMESİNDE SORUMLU
Bir general ise, Soner Yalçın Aydınlık gazetesinden ayrıldıktan uzun bir zaman sonra, şunları söylemişti:“Biz, Yüzbaşı Cem Ersever’i Aydınlık’ a hayatını kurtarması gönderdik. Ancak Aydınlık ör bir hata yaparak, Yüzbaşı Cem Ersever’le görüşme işine Soner Yalçın’ı da kattı. Bu yanlış, Cem Ersever’in hayatına maloldu.”

Bu soner yalçın olaylara at gözlüğüyle bakmış,hep ülkücüleri kötülemiş,karşıdan hiçmi suç yok kardeşim.Acaba okuyanların inandığına inanıyormu.Kendi soyu öyle kötü olabilir bizim kendimizden şüphemiz yok.Biz hem özbeöz Türküz hemde elhamdülillah müslümanız davamızda bu yaşantımızda bu.
Değerli Kardeşim medyaya bakış açın çok hoşuma gitti eyvallah.
Soner Yalçın’a Efendi kitabını kim yazdırdı? Onu siz gayet güzel açıklamışsınız ancak ben bir ilavede bulunmak istiyorum.Soner Yalçın Evliyazadelerin hayatlarını aktarırken vermedik isim bırakmamış ancak bir eksikle ki bana göre de en önemlisi.Bu manada bu kitap bir araştırmadan çok”ELE TUTUŞTURMA” gibi geliyor. Çünki Evliyazade torunlarından “LİZ KENAN” Evliyazade mezarlığında yatıyor. Kitapta bu çocuğun ne anası nede babası hakkında tek kelime yok.Belli ki çocuğun babası “GAYRI MÜSLİM” bir vatandaşımız.Bunu şu manada değerlendiriyorum Soner efendi bu ailenin “SEBETAİST” olduğunu iddia ederken bu denli önemli bir argümanı nasıl atlamış olabilir merak ediyorum.Yok amacı sadece kafa karıştırmak, Müslüman Türk milletini “SEBETAYİST” avına çıkarmaksa ona tavsiyem bu numara sökmez.Görmüyor mu? onca şehit cenazesine rağmen ALLAH’a şükür bir tek Türk Vatandaşı kalkıp “kahrolsun Kürtler” demiyor. “Kahrolsun PKK” diyor.Biz kimin hangi soydan geldiğine değil, bu ülkede ortaya koyduğu icraatlara bakarız elhamdülillah.
Saygılarımla
Rauf AYDEMİR
Beyler Bu ülkkede en önemli problemimiz maalesef kendi karanlığını aydınlatamayan “bazı aydınları” öylesine şişiriyor, öylesine yüceltiyoruz ki,sonra indirmek mümkün olmuyor.Biz onları şişirdikçe palazlanıyor,baskı üstüne baskı yapıp para kazanıyorlar,sonra da bizlerin zor bela hayatımızın aralarına sıkıştırdığımız ve asla tamamen sahip olamadığımız bir şeyi satın alıyorlar ZAMANI. İşte bu aşamadan sonra zamanı bol olanlarla zamanı “satın alamamış” olanlar arasında yürütülen kavgadan daima mağlup ayrılıyoruz.Soner Yalçın Efendi 1 ve 2(Beyaz Türklerin Esrarı) kitapları için eminim ki iş edip İzmir ve dolaylarına bir gezi yapmamış,Kokluca,Paşakapısı mezarlıklarını gezmemiştir.Daha önceki yorumumda belirtmiştim her iki kitabında da “Liz Kenan” ismine yer vermeyişini.İsteyen gider İzmir Kokluca Mezarlığında “EVLİYAZADE AİLE MEZARLIĞINDA” yatan “Atalay ve Evliyazade Torunu LİZ KENAN’ 1965-1966″ mezarını ziyaret eder.Tabi başta bu ziyareti Sn.Soner Yalçın’ın yapması gerekir daha orada kitabında ne kadar çok eksikler olduğunu anlar belki.Amacım birilerinin soyuyla,sopuyla uğraşmak olmadığı için soner efendi gibi “FLAŞ,FLAŞ,FLAŞ” deyip işi magazinleştirmiyor birilerinin ekmeğine yağ sürmüyorum.
Benim merak ettiğim, Programlar yapıp cukkaları kaptığı televizyonun,Tam sayfa yazılar yazdığı gazetenin,Kitaplarını basan yayınevinin patronu hakkındaki düşünceleridir.Onu da yazsın görelim elbette ilave edilebilecek argümanlar bulunur.
Saygılarımla
Rauf AYDEMİR/Agustos 6.2007
Kocamın adını bu yazının altındaki yorumda MİT’in kalemi olarak karalayan şahısa ve böyle iddialarda bulunanlara duyurulur!!!.
Benim kocam kimsenin kalemi olmayacak kadar yurtsever, onurlu ve kaliteli bir adamdı. Türkiye’de bu bir yerlerin kalemi olma işi ne kadar iyi biliniyor, demek ki çok fazla. Bukadar kolay iddia edilebildiğine göre, gerçi dilin de kemiği yok, anlatın bakalım bu kalemler yazmak için teslim alınırken sizler bu insanların yanında mıydınız ? Törenle, ilanla falan mı yapılıyor bu işler. Ne kadar da iyi biliyorsunuz.
İftira şerefsizcedir, adicedir ama, hele de öldürülmüş insanlara, sizlere yanıt veremeyecek insanlara iftira için söyleyecek kelime henüz icat edilmedi. Ayrıca şunu da herkes anlamalı ki her iddia ispatlamadığınız sürece iftiradır. Böyle amiyane tabirle bir taraflardan konuşmak yerine çalışıp üretin. Meydan bir avuç yurtsever araştırmacı, kemalist ideolog öldürüle öldürüle zaten boş kaldı. Kaldı ki MİT bu kadar insan öldürüldüğüne ve ülke bu günlere geldiğine göre, zaten benim kocam gibi Uğur Mumcu gibi insanlarla çalışacak kurumsal akla, mantığa ve geleneğe de sahip değildir. Ayrıca bu ulusalcı insanların yanından geçemeyecek kadar da ulusal olmayan bir kurumdur bana göre. Bu artık eskimiş ağızlarla her öldürülen ismi hiç bir saygınlğı olmayan yerlere mal etmeyin, öldürülenlere ve geride bıraktıklarına bu şekilde hakaret etmenin modası geçti. Artık yeni argümanlar bulmanız gerekiyor. Kolay gele, rast gele ne diyeyim başka…
Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu.
Askerlik yaptigim 92-94 yillari arasinda tanik oldugum olaylar neticesinde tum siyasi goruslerim degisti ve hayatim icerisindeki tum bos vakitlerimi turkiyenin ic ve dis siyasi hareketlerini incelemeye ayirdim.Oyleki simdi onceden bir takim gelismeleri iki veya uc secenekli tahmin edebiliyorum.Bunlari nicin yazdim ; cunku siz bu topraklarda yasayanlara birsey soylemek istiyorum.Eger gercekten neler dondugunu anlamak istiyorsaniz sag sol ,turk kurt , sucu bucu bir tarafa birakip usulca izleyin… Ayrica sayin Sengul Hablemitoglu hanimefendiye bas sagligi dilerim , her duydugumuzdan kirilmamamiz lazim…
Sevgili dostlar;
Kisiler;onlarin karakterleri,hatalari ve dogrulariyla davranislari,olaylar;onlarin olus bicimleri,icerigi v.s. üzerinde durmaktan ziyade olaylar zinciri ve benzer cizgiler üzerindeki kisilerin tarihin degisimindeki etkileri üzerinde düsünmek zannimca bizleri daha can alici,daha mühim sonuclara götürür…Hele hele de o olaylar zinciri ve de benzer cizgiler üzerindeki kisilerin ne gibi bir etkiyle o tür tepkilere neden oldugu ya da o tepkileri olusturdugu üzerinde düsünmek daha da can alici sonuclara götürür bizi…Cünkü o her bir “etki” arkasinda kendi nedenini yani sistemini barindirir…
Kisacasi sevgili dostlar “Sunu su vurdu,sunu su vurdurttu,su suna calisiyor,bu buna calisiyor,sunun sununla ilskisi var,bunun bununla iliskisi var,bu neden böyle söyledi,su neden böyle söyledi ya da neden sundan hic bahsetmedi,su olayda c-4,bu olayda uzaktan kumanda,o olayda canli bomba kullanilmasi sunu gösterir,bunu gösterir,onu gösterir v.s.” tarzi sorular,hükümler ve yaklasimlar bizleri cogu zaman önemsiz,can alici olmayan ve gercegin oldukca uzaginda sonuclara götürür…Aslina bakilirsa cogu zaman bir sonuca götürmez ama ille de bir sonuca ulasma sartlanmasiyla,verileri bircok celiski icerse de bir sonuca götürtülür!…
Tek basina Tunceli(O zamanki adiyla Dersim) olaylarinin baslangici,tetikleyen etkenler,olus sekli ya da devletin müdahale sekli bizi elle tutulur hicbir yere götürmez.Menderes`in ani yükselisi,zirveye cikisi ve tepetakla inip hayatinin son bulusu da tek basina bizi bir yerlere götürmez…Gezmis ve tayfasinin baslattigi hareket,hareketin halkin bir kesiminde taraftar bulmasi ve idamlarla hareketin yönünün ve seklinin degistirilmesi de tek basina bizi bir yere iletmez…Keza Ipekci`nin cikisi ve bir anda ortadan kalkisi da tek basina bizi bir yere götürmez…12 Eylül olayi da yine tek basina bizi bir yere götürmez..ASALA olayi da keza…Ve PKK nin adini duyurusu ve bugünkü durumu da tek basina bir yere ne beni ne seni ne de onu götürmez…Özal`in yükselisi ve sahneden cekilisi de…Mumcu`nun cikisi,israri ve birden ortadan kalkisi da…Ve ve veee Erdogan`in yükselisi ve artik “Sivil darbe” tanimlamalari bile yapilan son hareket,son olusum da üzerinde tek basina düsünüldügünde bizleri pek de can alici sonuclara götürmez…
Amaaa bu olaylar ve benzer cizgiler üzerindeki kisileri ortak ve zit özellikleriyle ele alarak gruplandirabilir ve en son olarak da bir bütünün parcalari olarak o gruplari düsünüp ele alabildigimizde can alici deyip durdugum bir sonuc ya da sonuclara ulasabiliriz…Her bir grubun ayri ayri ya da tüm gruplarin tetikcisi diyebilecegimiz sistem ya da sistemlere ve isleyislerine,gelecekte nasil isleyebileceklerine,ne tür olay ve kisi gruplarini tetikleyebileceklerine dair ipuclari ve fikirlere sahip olabiliriz…
Saygilarimla…
Kisisel yorumumla ilgili begenmediginiz hususu aciklayabilir misiniz?
Ilginc bir sayfa:Yaptigim yorum bir görünür bir görünmez!:)…