<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
		>
<channel>
	<title>YALÇIN KÜÇÜK:&#8221;TEKELİSTAN&#8221; yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/</link>
	<description>Just another WordPress.com weblog</description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Jan 2009 15:36:01 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>baran ergene tarafından</title>
		<link>http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-188</link>
		<dc:creator>baran ergene</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Aug 2007 15:04:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-188</guid>
		<description>fatimanın 3. sırr işte bu fettuhlahtır.gizli kardinaldır fettullah gülen yakında herkes duyar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>fatimanın 3. sırr işte bu fettuhlahtır.gizli kardinaldır fettullah gülen yakında herkes duyar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>baran ergene tarafından</title>
		<link>http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-187</link>
		<dc:creator>baran ergene</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Aug 2007 15:00:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-187</guid>
		<description>bunlar sabetaist</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bunlar sabetaist</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Rauf AYDEMİR tarafından</title>
		<link>http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-189</link>
		<dc:creator>Rauf AYDEMİR</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Aug 2007 19:44:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-189</guid>
		<description>YALÇIN KÜÇÜK,SONER YALÇIN VE DİĞERLERİ
Hayrullah Örs,Abdurrahman Küçük(doktora Tezi) Yalçın Küçük,Ilgaz Zorlu ve Soner Yalçın. İçlerinden Abdurrahman Küçük&#039;ü ayırmak gerekir.Vaka Osmanlı Devletinde var olan bir sistemi doktora tezi olarak hazırlamıştır.&quot;Arı kovanına çomak sokmak&quot; maksadı taşımadığına inanıyorum. Bunun dışındakilere gelince, Selanikten başlayan serüven bu yazarlar tarafından sürekli Mustafa Kemal ATATÜRK etrafında dolaştırılıyor ve insanların kafaları karıştırılıyor.Diğer yandan kendilerine &quot;ATATÜRKÇÜ&quot; diyen bir takım insanların ortaya koydukları eylem ve söylemler çerçevesinde düşünüldüğünde Türk Halkı üzerinde çok ciddi oyunlar oynanıyor diye düşünüyorum. Çünkü bu halkın dini rütüellerini yerine getiren getirmeyen %85 lik bölümü DİN konusunda aklımızın alamayacağı kadar hassastır. Bu manada SEBETAYİZM denildiğinde ilk akla gelen &quot;İSLAM KARŞITLIĞI&quot; olarak algılanmaktadır.Diğer yandan SEBETAYİZM konusunda yazan,çizen ve konuşanlara baktığımızda bunların ağırlıklı bir kesiminin ya ateist,ya da İslam dinine çok da yakın olmadıklarını görüyoruz. Hatta en son bu konuda çok ciddi bir çalışma olarak ortaya konulan &quot;ERGUVANİLER&quot; kitabının yazarı(Tayfun ER),tıpkı Yalçın Küçük,Soner Yalçın gibi &quot;bu konunun sağcı ve dindar müslüman yazarlara terk edilemeyecek kadar hassas bir konu olduğunu&quot; söylüyor.Bu yaman bir çelişkidir. Türkiye Sebatayistleri İsrail devletinin kuruluşundan sonra bu ülke ile ilgili fikirlerini değiştirdikleri fikrine ise asla katılmıyorum. Eğer Sebatayizm denilince akla gelmesi gereken &quot;YAHUDİLİK&quot;
ise &quot;KÜRESEL GÜÇ&quot; dediğimiz olgununkilidi olan bu kitle hiç bir şeyi tesadüfen yapmaz.Yani İsrail&#039;in kurulması bir tesadüf değildir ki bu aşamadan sonra yerli &quot;YARI YAHUDİLERİMİZ&quot; fikir değiştirsinler.
Burada çok ince bir detay olduğuna inanıyorum. Bizim sebetayistlerimiz  Yahudi cemaati ile ciddi bir çatışma içerisindedir. Bütün dünyada her türlü  medya gücü,reklam ve Filmcilik piyasasını elinde tutan dünya Yahudi Lobisi özellikle son yıllarda sürekli saldırıya uğrayan Sebatayistleri en azından kısmi koruma altına alırdı. Tam tersine önüne gelen  kitap yazamaya ve her gün bunlarla ilgili ifşaatlarda bulunmaya çalışıyor.Bu durumda bir yahudi projesi olan &quot;ETNİK KİTLE YARAT-DEVLET KURDUR VE YÖNET&quot; fikrinin hayata geçirildiği kuşkusunu taşımamız gerekir diye düşünüyorum.Yalçın Küçük gerçekten entellektüel bir insan olabilir ancak yaş kemale erince insan sıkıntısız yaşamak istiyor.Maddi dertler belli bir yaştan sonra çekilmiyor.Soner Yalçın ise bu işe biraz erken başladı.Hatırlatıyorum. Cemal Kutay 90 yaşına kadar ağzına almadığı TÜRKÇE İBADET konusunda bir çıkış yaptı, onca sene kazanamadıklarını kazandı. Biz hiç kimsenin emeğinin ekmeğini yemesine diyecek sözümüz olmaz, ancak sırf dünyalık adına milletin kafasının karıştırılmasını da kabullenemeyiz. Yoksa bu ülkede &quot;SÖYLENEBİLECEK TEMELLİ TEMELSİZ O KADAR ÇOK ŞEY VAR Kİ  ALİM ALLAH GÖKTEN NOBEL YAĞAR.
Saygılarımla
Rauf AYDEMİR-07/2007</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>YALÇIN KÜÇÜK,SONER YALÇIN VE DİĞERLERİ<br />
Hayrullah Örs,Abdurrahman Küçük(doktora Tezi) Yalçın Küçük,Ilgaz Zorlu ve Soner Yalçın. İçlerinden Abdurrahman Küçük&#8217;ü ayırmak gerekir.Vaka Osmanlı Devletinde var olan bir sistemi doktora tezi olarak hazırlamıştır.&#8221;Arı kovanına çomak sokmak&#8221; maksadı taşımadığına inanıyorum. Bunun dışındakilere gelince, Selanikten başlayan serüven bu yazarlar tarafından sürekli Mustafa Kemal ATATÜRK etrafında dolaştırılıyor ve insanların kafaları karıştırılıyor.Diğer yandan kendilerine &#8220;ATATÜRKÇÜ&#8221; diyen bir takım insanların ortaya koydukları eylem ve söylemler çerçevesinde düşünüldüğünde Türk Halkı üzerinde çok ciddi oyunlar oynanıyor diye düşünüyorum. Çünkü bu halkın dini rütüellerini yerine getiren getirmeyen %85 lik bölümü DİN konusunda aklımızın alamayacağı kadar hassastır. Bu manada SEBETAYİZM denildiğinde ilk akla gelen &#8220;İSLAM KARŞITLIĞI&#8221; olarak algılanmaktadır.Diğer yandan SEBETAYİZM konusunda yazan,çizen ve konuşanlara baktığımızda bunların ağırlıklı bir kesiminin ya ateist,ya da İslam dinine çok da yakın olmadıklarını görüyoruz. Hatta en son bu konuda çok ciddi bir çalışma olarak ortaya konulan &#8220;ERGUVANİLER&#8221; kitabının yazarı(Tayfun ER),tıpkı Yalçın Küçük,Soner Yalçın gibi &#8220;bu konunun sağcı ve dindar müslüman yazarlara terk edilemeyecek kadar hassas bir konu olduğunu&#8221; söylüyor.Bu yaman bir çelişkidir. Türkiye Sebatayistleri İsrail devletinin kuruluşundan sonra bu ülke ile ilgili fikirlerini değiştirdikleri fikrine ise asla katılmıyorum. Eğer Sebatayizm denilince akla gelmesi gereken &#8220;YAHUDİLİK&#8221;<br />
ise &#8220;KÜRESEL GÜÇ&#8221; dediğimiz olgununkilidi olan bu kitle hiç bir şeyi tesadüfen yapmaz.Yani İsrail&#8217;in kurulması bir tesadüf değildir ki bu aşamadan sonra yerli &#8220;YARI YAHUDİLERİMİZ&#8221; fikir değiştirsinler.<br />
Burada çok ince bir detay olduğuna inanıyorum. Bizim sebetayistlerimiz  Yahudi cemaati ile ciddi bir çatışma içerisindedir. Bütün dünyada her türlü  medya gücü,reklam ve Filmcilik piyasasını elinde tutan dünya Yahudi Lobisi özellikle son yıllarda sürekli saldırıya uğrayan Sebatayistleri en azından kısmi koruma altına alırdı. Tam tersine önüne gelen  kitap yazamaya ve her gün bunlarla ilgili ifşaatlarda bulunmaya çalışıyor.Bu durumda bir yahudi projesi olan &#8220;ETNİK KİTLE YARAT-DEVLET KURDUR VE YÖNET&#8221; fikrinin hayata geçirildiği kuşkusunu taşımamız gerekir diye düşünüyorum.Yalçın Küçük gerçekten entellektüel bir insan olabilir ancak yaş kemale erince insan sıkıntısız yaşamak istiyor.Maddi dertler belli bir yaştan sonra çekilmiyor.Soner Yalçın ise bu işe biraz erken başladı.Hatırlatıyorum. Cemal Kutay 90 yaşına kadar ağzına almadığı TÜRKÇE İBADET konusunda bir çıkış yaptı, onca sene kazanamadıklarını kazandı. Biz hiç kimsenin emeğinin ekmeğini yemesine diyecek sözümüz olmaz, ancak sırf dünyalık adına milletin kafasının karıştırılmasını da kabullenemeyiz. Yoksa bu ülkede &#8220;SÖYLENEBİLECEK TEMELLİ TEMELSİZ O KADAR ÇOK ŞEY VAR Kİ  ALİM ALLAH GÖKTEN NOBEL YAĞAR.<br />
Saygılarımla<br />
Rauf AYDEMİR-07/2007</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>iskender gönür tarafından</title>
		<link>http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-186</link>
		<dc:creator>iskender gönür</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jun 2007 18:06:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-186</guid>
		<description>Şu fettullah meddullah ottullah neden TÜRKÜYE YE gelemez.Sonra,Musanın çocukları Tayyüp ve Emine ye sevgisi ne denlidir?Esas sual kimdir bu insanlık yüzkaraları?22 temmuz a az kaldı.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Şu fettullah meddullah ottullah neden TÜRKÜYE YE gelemez.Sonra,Musanın çocukları Tayyüp ve Emine ye sevgisi ne denlidir?Esas sual kimdir bu insanlık yüzkaraları?22 temmuz a az kaldı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İsmail Haydar Aksoy tarafından</title>
		<link>http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-185</link>
		<dc:creator>İsmail Haydar Aksoy</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 May 2007 09:57:16 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://tarihvebilim.wordpress.com/2007/02/03/yalcin-kucuktekelistan/#comment-185</guid>
		<description>Bir Yalçın Küçük Eleştirisi


Yazan : İsmail Haydar Aksoy

http://www.antoloji.com/ismail_aksoy



15 Ekim 2006 tarihinde yayınlanan “Kalemler ve Kılıçlar” programında (http://www.youtube.com/watch?v=_Qz0PUeT_VY), Yalçın Küçük, Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat Ödülü verilmesi vesilesiyle, noktası virgülüne kadar aktarmaya çalıştığım şu sözleri söylemiştir: &quot;Şurda iki dergi getirdim. Bir tanesi Monthly. Atlantic Monthly. Amerika’nın en entellektüel dergisidir. Bir tanesi de The New Yorker’dır. O da Amerika’nın. 2004 yılının sonunda. Burada. İki tane. Bir tanesinde, New Yorker diye bir dergide, bunları göstereceğim, “Anatolian Arabesque” diye bir yazı çıktı. Updike diye Amerika’nın en önemli eleştirmenlerinden birisidir. “Gavur parasıyla beş para etmez” dedi. Ve bir de söyleyeyim: “çeviride de, herhalde İngilizce’sinden hiçbir şey anlamıyoruz. Türkçe’si iyidir”. Çeviriyi Maureen Freely yapmış. Maureen Freely. Burada yazıyor. Okuyorsunuz. Maureen Freely, Türkiye’de, dünyada ilk defa, yakın zamanlarda, Sabatay Sevi üzerine kitap yazan John Freely’nin kızıdır. Her şey Roma’ya çıkar. (Gürkan Hacır: “Her yol Roma’ya çıkar”). Her yol Roma’ya çıkar. “Beş para etmez” diyor. Ve burada çok önemli. Şimdi geleceğiz. Açmayacağım. Ama, ama Türkiye’deki edebiyatçılar var mı? Utansınlar bugünden. Amerika’nın en önemli dergisi yerle bir etti. Bir tek dergide, bir tek gazetede haber olmadı. Utansınlar. Bu da, Monthly, Atlantic Monthly’de. Bunları niye alıyorum? Bu, ben okumadım, Kars’ta, Kar’da. Kar da İbrani bir sözcüktür. Oraya girmiyorum. (Gürkan Hacır: “Siz ordaki Ka’ya da işaret ediyorsunuz”). Ka. Bütün roman kahramanı Ka imiş. Şimdi bunlardan bir tanesi. Ey millet! Türk milleti! Bakın. Bu diyor ki, bu Ka’yı çözemedik. Eleştirmenler çözemiyor. Ka’yı diyor, bir ihtimale göre. Okuyorsun, değil mi? Ka, Kemal Atatürk olabilir diyor. Roman kahramanı. Bir ihtimale, onu da okuyor musun? (Gürkan Hacır: “Kurdistan and Armenia”). Tamam, sen cesursun. Ben o sözcüğü söyleyemiyorum. Ben söylediğim zaman beş yıl veriyorlar. Ha, onu söylüyor. Bu zavallı da, zavallı dediğim sempatiyle, Updike da, “bu Ka nerden çıktı?” diyor. Ka, biraz Kafka’da da var diyor. Her ikisi de beş para etmez diyorlar. Türkçe’sini belki anlarız diyorlar. Mistik olduğunu söylüyorlar. Ve ama, dünyadaki iki büyük eleştirmen, bu Ka’yı çözemediler. ...”

Yalçın Küçük, John Updike’ın adını ve yazdığı yazının başlığını zikrettiğinden ötürü, The New Yorker adlı derginin 30 Ağustos 2004 tarihli sayısında “Anatolian Arabesques - A modernist novel of contemporary Turkey” adlı yazıyı bulmak çok zor olmadı.
(http://www.newyorker.com/archive/2004/08/30/040830crbo_books?currentPage=1)

Yalçın Küçük’ün adını ve yazdığı yazının başlığını zikretmediği öbür “büyük” eleştirmenin Atlantic Monthly’de yazdığından ve yazısında “Ka”nın “Kemal Atatürk” ya da “Kurdistan and Armenia”nın kısaltılmışı olduğu ipucundan hareket ederek, bu eleştirmenin adının Christopher Hitchens olduğunu tespit ediyorum. Atlantic Monthly’nin Ekim 2004 tarihli sayısında Hitchens’in yayınladığı yazının başlığını da “Mind the Gap” olarak tespit edebiliyorum. (http://www.theatlantic.com/doc/200410/hitchens).

Christopher Hitchens, John Updike’a oranla Orhan Pamuk’a daha eleştirel davransa bile, ne Hitchens ne de Updike, Yalçın Küçük’ün iddia ettiği gibi, “gavur parasıyla beş para etmez” anlamına gelebilecek sözler söylememektedirler.

Yalçın Küçük’ün özellikle zikrettiği (ve sempatiyle “zavallı” dediği) “büyük” eleştirmen John Updike, “beş para etmez” demek şöyle dursun, Orhan Pamuk’un romanını aşırı derecede övmektedir. Orhan Pamuk’un “Kar” adlı romanının “modernist genleri oldukça fazlasıyla barındırmakta” olduğunu ifade ederek, Pamuk’u Proust, Calvino, Joyce gibi yazarlar ayarında bir yazar olarak değerlendirmektedir Updike. Pamuk’un “Kar” adlı romanını övme konusunda o kadar coşuyor ki Updike, şunları söylüyor: “Proust’un ‘Geçmiş Zamanı Anımsama’sı gibi, yeniden oluşturulan bir hafızanın merkezindeki mekanizmayı barındırıyor ... Pamuk, İtalo Calvino gibi, örüntü oluşturma tutkusu içindedir. Joyce’un Dublin konusundaki takıntısı gibi, Pamuk, Kars’ın haritasını çıkarıyor. ... Raymond Queneau gibi, Pamuk da yeteneklidir”.

“Maureen Freely’nin çevirisi akıcı ve baştan sona anlaşılır olmasına rağmen, Türkçe okunması daha iyidir belki” diyor yazısında John Updike. Oysa Yalçın Küçük bu bölümü “çeviride de, herhalde İngilizce’sinden hiçbir şey anlamıyoruz. Türkçe’si iyidir”, “Türkçe’sini belki anlarız diyorlar” şeklinde aktarmaktadır.

Yalçın Küçük’ün John Updike’ın yazısını yukarıda alıntılandığı şekilde zikretme biçiminin gerekçesi aşağıdaki bazı olasılıklardan biri ya da bir kaçı birden olabilir:

1) Yalçın Küçük, John Updike’ın ne yazdığını anlayabilecek düzeyde İngilizce bilmiyor olabilir. John Updike’ın, Orhan Pamuk’un “Kar” romanını övdüğü yazısını yanlış anlayarak, John Updike’ın Orhan Pamuk’u yerden yere vurduğunu sanması olasılık dahilindedir.

2) Yalçın Küçük, John Updike’ın yazısının yalnızca başlığını ve Maureen Freely’nin adının geçtiği bölümü, çok hızlı bir şekilde okuyarak, bir yorumda bulunmuş olabilir. Tabii, bu olasılık, Yalçın Küçük’ün İngilizce bildiğini, fakat eksik bildiğini farzetmektedir. Şöyle ki: Yalçın Küçük’ün bildiği İngilizce, yazının başlığındaki “Arabesques” sözcüğündeki ince farkı ayırt edemeyecek düzeyde olabilir. İngilizce’deki “arabesque” sözcüğüyle, Türkçe’de “arabesk” denilince akla gelen yoz müziğin hiçbir ilgisi olmadığını, Yalçın Küçük bilmiyor olabilir. Bu yüzden de başlıktaki “Arabesques”i, Türkçe’de “yoz müzik” anlamında kullanılan “arabesk” sözcüğü olarak algılamış olabilir.

“Arabesque”, İslam sanatında, özelikle cami duvarlarını süslemek amacıyla kullanılan önemli bir unsur anlamına gelmektedir. (“Arabesque” örneği aşağıdaki linkten görülebilir: http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Arabescos_en_la_Alhambra.JPG

John Updike’ın yazısının başlığında “Anadolu Arabeskleri” diye geçmektedir. Updike, yazının içeriğini de göz önünde tuttuğumuz zaman, Orhan Pamuk’un “Kar” adlı romanının birbirine eklemlenmiş bir çok katmandan oluştuğuna gönderme yapmaktadır.

“Arabesque”in İngilizce’de de bir müzik terimi olarak kullanıldığını belirtmeliyim: Klasik Müzik’te “arabesque” demek, zarifçe birbirlerine eklemlenmiş küçük “piyano yapıtı” demektir. Schumann ve Debussy’nin de aralarında olduğu bazı besteciler tarafından bu terim kullanılmıştır.


3) Son olasılık şudur: Yalçın Küçük, aslında John Updike’ın ne yazdığını anlayacak düzeyde İngilizce bildiği ve yazıyı okuyup anladığı halde, burada İngilizce’siyle bir “misinformation” (“kasıtlı olarak yanlış bilgi verme”) söz konusudur. Bu olasılığın doğru olmamasını temenni ediyorum. Aksi takdirde, Yalçın Küçük adına çok çok utanacağımı belirtiyorum.

Yalçın Küçük hakkındaki bu eleştiriye burada nokta koymak istiyorum. Edebiyat hakkındaki yorum yapabilme düzeyi belki de Doğan Hızlan’dan da daha düşük olan, İngilizce yazan “büyük” eleştirmen John Updike  ile hesaplaşmayı bir başka zamana bırakıyorum. Tabii kötü romanları okuyabilme sabrını gösterebildiğim zaman, Ferit Orhan Pamuk’la da hesaplaşmaya girişeceğimi şimdilik bildirmekle yetiniyorum. (John Updike’ın yazısında geçen Pamuk alıntılarını, İngilizce metinden çevirdim. “Kar” romanını okumadığım için ve şimdilik okumayı düşünmediğim için, özgün metinde nasıl olduklarını bilmemekle birlikte, Türkçe’den Maureen Freely’nin İngilizce’ye çevirdiği ve John Updike’ın yazısında bulunduğundan ötürü, İngilizce çevirisinden benim Türkçe’ye çevirdiğim bölümler, belki Ferit Orhan Pamuk’un yazdığından daha güzel olabilir. Ferit Orhan Pamuk’un çevirilerinin, Türkçe özgün metinlerden daha iyi olduğunu sanıyorum).

Yalçın Küçük&#039;ün sempatiyle &quot;zavallı&quot; dediği, benim ise sempati göstermeden zavallı dediğim &quot;büyük&quot; eleştirmen John Updike’ın yazısının tamamını üşenmeden çeviriyorum. Başlığı “Anadolu Arabeskleri” olarak bırakıyorum. Fakat, arabesk sözcüğünü okurken, okurlardan “arabesque” terimi için yazdığım açıklamaları göz önünde bulundurmalarını istiyorum.

ismail aksoy.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Yalçın Küçük Eleştirisi</p>
<p>Yazan : İsmail Haydar Aksoy</p>
<p><a href="http://www.antoloji.com/ismail_aksoy" rel="nofollow">http://www.antoloji.com/ismail_aksoy</a></p>
<p>15 Ekim 2006 tarihinde yayınlanan “Kalemler ve Kılıçlar” programında (<a href="http://www.youtube.com/watch?v=_Qz0PUeT_VY)" rel="nofollow">http://www.youtube.com/watch?v=_Qz0PUeT_VY)</a>, Yalçın Küçük, Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat Ödülü verilmesi vesilesiyle, noktası virgülüne kadar aktarmaya çalıştığım şu sözleri söylemiştir: &#8220;Şurda iki dergi getirdim. Bir tanesi Monthly. Atlantic Monthly. Amerika’nın en entellektüel dergisidir. Bir tanesi de The New Yorker’dır. O da Amerika’nın. 2004 yılının sonunda. Burada. İki tane. Bir tanesinde, New Yorker diye bir dergide, bunları göstereceğim, “Anatolian Arabesque” diye bir yazı çıktı. Updike diye Amerika’nın en önemli eleştirmenlerinden birisidir. “Gavur parasıyla beş para etmez” dedi. Ve bir de söyleyeyim: “çeviride de, herhalde İngilizce’sinden hiçbir şey anlamıyoruz. Türkçe’si iyidir”. Çeviriyi Maureen Freely yapmış. Maureen Freely. Burada yazıyor. Okuyorsunuz. Maureen Freely, Türkiye’de, dünyada ilk defa, yakın zamanlarda, Sabatay Sevi üzerine kitap yazan John Freely’nin kızıdır. Her şey Roma’ya çıkar. (Gürkan Hacır: “Her yol Roma’ya çıkar”). Her yol Roma’ya çıkar. “Beş para etmez” diyor. Ve burada çok önemli. Şimdi geleceğiz. Açmayacağım. Ama, ama Türkiye’deki edebiyatçılar var mı? Utansınlar bugünden. Amerika’nın en önemli dergisi yerle bir etti. Bir tek dergide, bir tek gazetede haber olmadı. Utansınlar. Bu da, Monthly, Atlantic Monthly’de. Bunları niye alıyorum? Bu, ben okumadım, Kars’ta, Kar’da. Kar da İbrani bir sözcüktür. Oraya girmiyorum. (Gürkan Hacır: “Siz ordaki Ka’ya da işaret ediyorsunuz”). Ka. Bütün roman kahramanı Ka imiş. Şimdi bunlardan bir tanesi. Ey millet! Türk milleti! Bakın. Bu diyor ki, bu Ka’yı çözemedik. Eleştirmenler çözemiyor. Ka’yı diyor, bir ihtimale göre. Okuyorsun, değil mi? Ka, Kemal Atatürk olabilir diyor. Roman kahramanı. Bir ihtimale, onu da okuyor musun? (Gürkan Hacır: “Kurdistan and Armenia”). Tamam, sen cesursun. Ben o sözcüğü söyleyemiyorum. Ben söylediğim zaman beş yıl veriyorlar. Ha, onu söylüyor. Bu zavallı da, zavallı dediğim sempatiyle, Updike da, “bu Ka nerden çıktı?” diyor. Ka, biraz Kafka’da da var diyor. Her ikisi de beş para etmez diyorlar. Türkçe’sini belki anlarız diyorlar. Mistik olduğunu söylüyorlar. Ve ama, dünyadaki iki büyük eleştirmen, bu Ka’yı çözemediler. &#8230;”</p>
<p>Yalçın Küçük, John Updike’ın adını ve yazdığı yazının başlığını zikrettiğinden ötürü, The New Yorker adlı derginin 30 Ağustos 2004 tarihli sayısında “Anatolian Arabesques &#8211; A modernist novel of contemporary Turkey” adlı yazıyı bulmak çok zor olmadı.<br />
(<a href="http://www.newyorker.com/archive/2004/08/30/040830crbo_books?currentPage=1" rel="nofollow">http://www.newyorker.com/archive/2004/08/30/040830crbo_books?currentPage=1</a>)</p>
<p>Yalçın Küçük’ün adını ve yazdığı yazının başlığını zikretmediği öbür “büyük” eleştirmenin Atlantic Monthly’de yazdığından ve yazısında “Ka”nın “Kemal Atatürk” ya da “Kurdistan and Armenia”nın kısaltılmışı olduğu ipucundan hareket ederek, bu eleştirmenin adının Christopher Hitchens olduğunu tespit ediyorum. Atlantic Monthly’nin Ekim 2004 tarihli sayısında Hitchens’in yayınladığı yazının başlığını da “Mind the Gap” olarak tespit edebiliyorum. (<a href="http://www.theatlantic.com/doc/200410/hitchens)" rel="nofollow">http://www.theatlantic.com/doc/200410/hitchens)</a>.</p>
<p>Christopher Hitchens, John Updike’a oranla Orhan Pamuk’a daha eleştirel davransa bile, ne Hitchens ne de Updike, Yalçın Küçük’ün iddia ettiği gibi, “gavur parasıyla beş para etmez” anlamına gelebilecek sözler söylememektedirler.</p>
<p>Yalçın Küçük’ün özellikle zikrettiği (ve sempatiyle “zavallı” dediği) “büyük” eleştirmen John Updike, “beş para etmez” demek şöyle dursun, Orhan Pamuk’un romanını aşırı derecede övmektedir. Orhan Pamuk’un “Kar” adlı romanının “modernist genleri oldukça fazlasıyla barındırmakta” olduğunu ifade ederek, Pamuk’u Proust, Calvino, Joyce gibi yazarlar ayarında bir yazar olarak değerlendirmektedir Updike. Pamuk’un “Kar” adlı romanını övme konusunda o kadar coşuyor ki Updike, şunları söylüyor: “Proust’un ‘Geçmiş Zamanı Anımsama’sı gibi, yeniden oluşturulan bir hafızanın merkezindeki mekanizmayı barındırıyor &#8230; Pamuk, İtalo Calvino gibi, örüntü oluşturma tutkusu içindedir. Joyce’un Dublin konusundaki takıntısı gibi, Pamuk, Kars’ın haritasını çıkarıyor. &#8230; Raymond Queneau gibi, Pamuk da yeteneklidir”.</p>
<p>“Maureen Freely’nin çevirisi akıcı ve baştan sona anlaşılır olmasına rağmen, Türkçe okunması daha iyidir belki” diyor yazısında John Updike. Oysa Yalçın Küçük bu bölümü “çeviride de, herhalde İngilizce’sinden hiçbir şey anlamıyoruz. Türkçe’si iyidir”, “Türkçe’sini belki anlarız diyorlar” şeklinde aktarmaktadır.</p>
<p>Yalçın Küçük’ün John Updike’ın yazısını yukarıda alıntılandığı şekilde zikretme biçiminin gerekçesi aşağıdaki bazı olasılıklardan biri ya da bir kaçı birden olabilir:</p>
<p>1) Yalçın Küçük, John Updike’ın ne yazdığını anlayabilecek düzeyde İngilizce bilmiyor olabilir. John Updike’ın, Orhan Pamuk’un “Kar” romanını övdüğü yazısını yanlış anlayarak, John Updike’ın Orhan Pamuk’u yerden yere vurduğunu sanması olasılık dahilindedir.</p>
<p>2) Yalçın Küçük, John Updike’ın yazısının yalnızca başlığını ve Maureen Freely’nin adının geçtiği bölümü, çok hızlı bir şekilde okuyarak, bir yorumda bulunmuş olabilir. Tabii, bu olasılık, Yalçın Küçük’ün İngilizce bildiğini, fakat eksik bildiğini farzetmektedir. Şöyle ki: Yalçın Küçük’ün bildiği İngilizce, yazının başlığındaki “Arabesques” sözcüğündeki ince farkı ayırt edemeyecek düzeyde olabilir. İngilizce’deki “arabesque” sözcüğüyle, Türkçe’de “arabesk” denilince akla gelen yoz müziğin hiçbir ilgisi olmadığını, Yalçın Küçük bilmiyor olabilir. Bu yüzden de başlıktaki “Arabesques”i, Türkçe’de “yoz müzik” anlamında kullanılan “arabesk” sözcüğü olarak algılamış olabilir.</p>
<p>“Arabesque”, İslam sanatında, özelikle cami duvarlarını süslemek amacıyla kullanılan önemli bir unsur anlamına gelmektedir. (“Arabesque” örneği aşağıdaki linkten görülebilir: <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Arabescos_en_la_Alhambra.JPG" rel="nofollow">http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Arabescos_en_la_Alhambra.JPG</a></p>
<p>John Updike’ın yazısının başlığında “Anadolu Arabeskleri” diye geçmektedir. Updike, yazının içeriğini de göz önünde tuttuğumuz zaman, Orhan Pamuk’un “Kar” adlı romanının birbirine eklemlenmiş bir çok katmandan oluştuğuna gönderme yapmaktadır.</p>
<p>“Arabesque”in İngilizce’de de bir müzik terimi olarak kullanıldığını belirtmeliyim: Klasik Müzik’te “arabesque” demek, zarifçe birbirlerine eklemlenmiş küçük “piyano yapıtı” demektir. Schumann ve Debussy’nin de aralarında olduğu bazı besteciler tarafından bu terim kullanılmıştır.</p>
<p>3) Son olasılık şudur: Yalçın Küçük, aslında John Updike’ın ne yazdığını anlayacak düzeyde İngilizce bildiği ve yazıyı okuyup anladığı halde, burada İngilizce’siyle bir “misinformation” (“kasıtlı olarak yanlış bilgi verme”) söz konusudur. Bu olasılığın doğru olmamasını temenni ediyorum. Aksi takdirde, Yalçın Küçük adına çok çok utanacağımı belirtiyorum.</p>
<p>Yalçın Küçük hakkındaki bu eleştiriye burada nokta koymak istiyorum. Edebiyat hakkındaki yorum yapabilme düzeyi belki de Doğan Hızlan’dan da daha düşük olan, İngilizce yazan “büyük” eleştirmen John Updike  ile hesaplaşmayı bir başka zamana bırakıyorum. Tabii kötü romanları okuyabilme sabrını gösterebildiğim zaman, Ferit Orhan Pamuk’la da hesaplaşmaya girişeceğimi şimdilik bildirmekle yetiniyorum. (John Updike’ın yazısında geçen Pamuk alıntılarını, İngilizce metinden çevirdim. “Kar” romanını okumadığım için ve şimdilik okumayı düşünmediğim için, özgün metinde nasıl olduklarını bilmemekle birlikte, Türkçe’den Maureen Freely’nin İngilizce’ye çevirdiği ve John Updike’ın yazısında bulunduğundan ötürü, İngilizce çevirisinden benim Türkçe’ye çevirdiğim bölümler, belki Ferit Orhan Pamuk’un yazdığından daha güzel olabilir. Ferit Orhan Pamuk’un çevirilerinin, Türkçe özgün metinlerden daha iyi olduğunu sanıyorum).</p>
<p>Yalçın Küçük&#8217;ün sempatiyle &#8220;zavallı&#8221; dediği, benim ise sempati göstermeden zavallı dediğim &#8220;büyük&#8221; eleştirmen John Updike’ın yazısının tamamını üşenmeden çeviriyorum. Başlığı “Anadolu Arabeskleri” olarak bırakıyorum. Fakat, arabesk sözcüğünü okurken, okurlardan “arabesque” terimi için yazdığım açıklamaları göz önünde bulundurmalarını istiyorum.</p>
<p>ismail aksoy.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
